Kâbe’ye Giden Yol Kapıyla Değil, Dille de Kapatılır
Mustafa ÖZLÜ 04.02.2026 09:16:07
Kur’an, indiği dönemin şartlarına hitap eder; ancak mesajı o günle sınırlı değildir. Bazı ayetler kesin ölçüler koyar. Bunlardan biri de Fetih Suresi’nin 25. ayetidir.
“Onlar, inkâr edenlerdir; sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyanlar ve kurbanlıkları varacakları yere ulaşmaktan engelleyenlerdir. Eğer Mekke’de henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin kadınlar olmasaydı —bilmeden onlara zarar verip bu yüzden size bir vebal isabet etmesinden korkulmasaydı— (Allah size hemen izin verirdi). Allah dilediğini rahmetine dâhil etmek için böyle yaptı. Eğer onlar (müminler) ayrılmış olsalardı, inkâr edenleri mutlaka can yakıcı bir azapla cezalandırırdık.”
(Fetih, 48/25)
Ayet, Hudeybiye’de yaşanan bir olayı anlatırken, açık bir fiilî küfür vasfı tanımlar:
“Onlar inkâr edenlerdir; sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyanlardır…”
Burada mesele sadece tarih değildir.
Bir mekân vardır: Mescid-i Haram.
Bir fiil vardır: Engellemek.
Bir de hüküm vardır: İnkâr.
Bu yüzden bu ayet, “O gün öyleydi.” denilip geçilecek bir anlatı değil; vasfı olan, bugünü de anlatan bir ölçüdür.
Bugün kimse Kâbe’nin kapısına zincir vurmuyor olabilir.
Ama engel artık çoğu zaman kapıdan değil, zihinlerden konuluyor.
Mesela sıkça duyduğumuz şu cümleler…
“Bu kadar fakir fukara dururken niye umreye gidiliyor?”
İnfakı, ibadetin alternatifi gibi sunan bu dil; farkında olmadan ibadeti değersizleştiriyor ve içi boşaltılmış bir kulluk modeli sunuyor.
“Bu paralar Suud’a (İslam düşmanlarına) gidiyor.” vb. söylemlerle
ibadeti siyasete indiriyorlar.
Mescid-i Haram’ı yönetime fatura ediyorlar.
“Arap’a para yedirmem.” diyerek
Kâbe’yi ümmetin ortak merkezi olmaktan çıkarıp
ırk ve öfke diline hapsediyorlar.
“Bir sefer gitsek yeter.”
Farz ile nafile arasındaki çizgiyi siliyor, zihinleri bulandırıyor ve
kişisel tercihi genel ölçü hâline getiriyor.
“Bu israftır.”
Allah’ın meşru kıldığı bir ibadet hissini
haram diliyle mahkûm ediyor.
Bu sözlerin kimi bilinçli söyleniyor.
Kimi ise farkında olmadan, duyulan bir dil tekrar ediliyor.
Ama gerçek şu:
Dil masum değildir.
Kur’an sadece eylemi değil, zihniyeti de yargılar.
Müşriklerin dili de buydu zaten:
“Gerek yok.”
“Bu kadar büyütmeyin.”
“Başka yerde de olur.”
“Siyaset var.”
“Çağ dışı ritüeller.”
Bugün Kâbe’yi merkez olmaktan çıkaran,
hac ve umreyi törensel ya da gereksiz gösteren her dil,
ayete göre aynı zihniyet hattında durur.
Bundan daha tehlikeli olan ise
fiili yapmayan ama fiili meşrulaştıran dildir.
Burada çok hassas bir denge söz konusudur.
Kur’an fiili tanımlar;
tek tek insanları hemen tekfir etmez.
Cehaletle, korkuyla, baskıyla söylenen söz ile
bilerek, küçümseyerek, meşrulaştırarak söylenen söz elbette aynı değildir.
Ama şurası nettir:
Bir mümin, Kâbe’ye giden yolu kapatan tarafta duramaz.
O dili kullanamaz.
O dili “normal” hâle getiremez.
Çünkü Fetih Suresi’nin 25. ayeti, düne, bugüne ve yarına hâlâ şunu söylüyor:
Kâbe’ye giden yolu kapatan el de,
o yolu değersizleştiren dil de
aynı tehlikeye işaret eder.
Ve belki de meseleyi en net anlatan cümle şudur:
Kâbe’ye giden yolu engellemek veya kapatmak, imanın özüne aykırıdır;
o yolu anlamsızlaştırmak ise insanı inkâra yaklaştıran bir dildir.

%20kopya.jpg)
(1).gif)
.jpg)

.jpg)








