Günlük Olayların Büyütülmüş halleri ve Unutulan Normale Dair


 Cemil ÖZDAŞ    23.06.2026 14:06:08  



Bazı günler haber akışı insanın zihninde tuhaf bir yankı bırakıyor: Sanki dünya ilk kez dönmeye başlamış gibi.

Sokakta görülen bir yılan manşet oluyor, "şoke eden görüntü" diye servis ediliyor. Bir başka köşede "çizgili sırtlan görüldü" başlığıyla doğanın kendi akışı, sanki olağanüstü bir olaymış gibi sunuluyor. Oysa tarih, bu topraklarda yılanı da sırtlanı da bilir; insan kadar tabiatın da eski sakinleridir bunlar.

Daha ilginci ise insanın kendisiyle ilgili haberler…
Bir polis memuru kartondan bir örtüyle namaz kılıyor, haber oluyor. Bir memur, yolda kalan vatandaşa yardım ediyor, günlerce konuşuluyor. Bir insan, komşusuna yardım ediyor ve bu "olağanüstü iyilik" diye etiketleniyor. Bir başkası düğünde yaşanan küçük bir fedakârlık yapıyor, sosyal medya günlerce bununla meşgul.

İroni burada başlıyor:
Aslında haber olan şey iyilik değil, iyiliğin artık nadir sanılması.

Tarihe bakıldığında ise durum daha da ilginçleşir. İslam medeniyetinde "komşusu açken tok yatmayan" bir ahlakın anlatıldığı, vakıf kültürünün taşlara kazındığı, yolcular için su sebillerinin kurulduğu, gariplerin gözetildiği bir toplumsal düzenin izleri vardır. Yani bugün "haber değeri" taşıyan davranışlar, bir zamanlar günlük hayatın sıradan refleksleriydi.

Bir zamanlar normal olan şeyler, bugün manşet oluyor.
Bir zamanlar toplumsal refleks olan şeyler, bugün "kahramanlık" diye sunuluyor.

Namaz kılan bir memurun görüntüsü "olağanüstü" diye dolaşıma girerken, aslında asıl sorulması gereken şudur:
O görüntü mü sıra dışıdır, yoksa onun sıra dışı sayılması mı?

Bir yaşlıya yardım eden memurun birkaç dakikalık davranışı günlerce konuşulurken, bu durum iyiliğin büyüklüğünü değil, iyiliğin ne kadar az hatırlandığını gösteriyor olabilir.

Doğa kendi düzeninde akmaya devam ediyor; yılan da orada, sırtlan da. İnsan ise kendi düzeninde tuhaf bir eşik oluşturmuş durumda: Normal olanı büyütüp, olması gerekeni istisna haline getiriyor.

Belki de en büyük değişim burada yaşanıyor.
Hayatın olağan güzelliklerini "haber" yaparken, aslında kendi olağanlığımızı kaybediyoruz.

Ve belki de en sarsıcı gerçek şu:
Tarih, iyiliğin haber olmadığı zamanları yazarken; bugün biz, iyiliğin haber olmasına şaşırıyoruz. Vesselam…