RABBLİK İDDİA EDENLER


 Prof.Dr. Hüseyin ÇELİK    14.08.2026 10:07:44  



Tay kabilesine mensup olan Adiyy bin Hatem koyu bir Hristiyan’dı. Daha sonradan Müslüman olmuş ve Medine’ye gelerek Hz. Peygamberin yanında bir süre kalmıştı. Bir gün Hz. Peygamber (sas) Tevbe suresini okurken yanına girmiş ve onu dinlemeye başlamıştı. Hz. Peygamber (sas): “Onlar, Allah’tan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir” (Tevbe: 31) ayet-i kerimesini okuyunca Adiyy bin Hatem: “Ya Resulallah onlar (Hristiyanlar) din adamlarını Rab edinmediler. Onlara ibadet etmediler” şeklinde itiraz da bulunmuştu.

Onun bu itirazına karşılık Hz. Peygamber (sas): “Onlara ibadet etmiyor olabilirler. Ama o din adamları Allah’ın haram kıldığı bir şeyi helal sayıyorlardı, onlarda onu helal kabul ediyorlardı. Yine onların din adamları Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram sayıyorlar, onlar da onu haram olarak kabul etmiyorlar mıydı?” şeklinde sorduğunda Adiyy bin Hatem: “Evet! Öyle yapıyorlardı” şeklinde cevap vermişti.

              Burada dikkat çekilen nokta; bir şeyin helal veya haram olup olmadığını belirleme yetkisinin Allah’a ait olmasıdır. Bir şeyin helal veya haramlığını belirlemek ile Allah’ın Rabblığı arasında sıkı bir ilişki kurulmasıdır. Bir kimse kalkar Allah’ın haram kıldığı bir şeyi helal kabul eder veya Allah’ın haram kıldığı bir şeyi helal olarak kabul eder, birileri de ona bu konuda uyarsa onu kendisine Rabb olarak seçmiş demektir. Allah’ın Rabblığını bir kimseye vermiş demektir.

              Mekkeli müşrikler Allah’ın varlığını kabul etmekle birlikte Allah’ın Rabblığı konusunda sıkıntılıydılar. Nelerin helal nelerin haram olduğu konusunda Allah’a tabi olmuyorlardı. Kendi kafalarına göre bir şeyi helal veya haram kabul ediyorlardı. Allah’ın dünya hayatlarına müdahale etmesini istemedikleri için mümin olarak kabul edilmemişlerdi. Allah’a imanın en önemli göstergesi, O’nun helaller ve haramlar konusunda belirlemiş olduğu kurallara uymak gerekir. O’nun haram dediğini haram, helal dediğini helal kabul etmektir. Yani kişinin Rabbi ile hayatında kabul ettiği helaller ve haramlar arasında sıkı bir ilişki vardır. Bir kimse helal ve haram belirleme noktasında kimi otorite olarak görürse Rabbi odur. Allah’ı otorite olarak kabul etmez ise Allah Rabbi olmaz. Allah, Allah’ı olabilir ama Allah Rabbi olmaz. Ama Allah’ın bizden istediği Allah’ı Rabb olarak kabul etmektir. Onun için Ahiretteki ilk ve temel soru: “Rabbin kim?” sorusudur.

              “Rabbin kim?” sorusunun manası: “Dünyada iken kimin ilkelerine göre yaşadın? Kimin ilkelerini kendine hayat şekli olarak belirledin?” demektir. Dünyada kimin ilkelerine göre yaşamış isen ahirette de ona göre muamele göreceksin demektir. Dünyada Allah’ı Rabb olarak kabul etmeyen kimse Ahirette de Allah’ın rahmet ve ikramına nâil olamayacaktır.

              Firavun Allah’ın varlığını kabul etmekle birlikte Allah’ın Rabblığını kabul etmiyordu. Onun için: “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” (Nâziât: 24), “Firavun kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?” (Zuhruf: 51)  diyordu. Allah’ın yeryüzündeki işleyişe karışamayacağını, oradaki düzen ve kuralları kendisinin koyacağını iddia ediyordu.

              Allah’ın haram kıldığını helal sayana uymak, onu Rabb edinmek ise Allah’ın haram kıldığını helal saymak Rabblık iddia etmektir. Veya tam tersi bir durumda aynı şey geçerlidir. Allah’ın helal saydığını haram saymak ta aynı şekilde Rabblık iddiasında bulunmaktır.

              Yaptığımız en büyük yanlışlardan birisi de bu noktadadır. İnsan günah işleye bilir. Yanlış yapabilir. Günah işlemekle dinden çıkmaz. Günahkâr olur. Günah işlemekten daha kötüsü günahı helalleştirerek işlemektir. İnsan günahı helal saydığı anda dinden bağı kesilmektedir. Maalesef bu hataya çok sık düşebilmekteyiz. Kişi faiz alıyor veya veriyor. “Ne yapalım kardeşim haram ama işliyoruz. Nefsimize yenik düşüp alıp veriyoruz” dese günahkâr olur ama dinden çıkmaz. Fakat faizi alıp verirken: “Bu zamanda da faiz haram mı olurmuş. Bu dönemde faizsiz iş mi yapılır. Onun için bugünün şartlarında faize haram diyemez” diyerek faizle iş yapmaya devam etse dinden çıkar. Veya tesettüre riayet etmeyen bir kimse: “Kur’an’da başların örtülmesi şeklinde bir emir yoktur.” diyerek tesettürü kabul etmese dinden çıkar.

              Helal ve haram belirleme noktasında mutlak otorite Allah’tır. Mutlak otoritenin izni ve onayı dâhilinde Peygamberlere de bu yetki verilmiştir. Onlar Allah adına neyin helal veya neyin haram olduğu konusunda belirleme yetkisine sahiptirler. Ama Allah’ın mutlak olarak haram kıldığı bir şeyi kim olursa olsun helalleştirmeye çalışırsa, o kimse Rabblik iddiasında bulunmaktadır. Bu bir kişi olabileceği gibi bir otorite de olabilir. Bu konuda onarla uyanlar ise onları Rabb edinmiş olmaktadırlar.

Helaller ve haramlar dinin en hassas konularındandır. Bazı şeyler nefsimize ağır da gelse onu öyle kabullenmek gerekir. Kendimizi rahatlatmak için haramları helalleştirerek işlemek Şeytanın oyununa gelmek ve din ile olan bağını koparmak demektir.