Dünyanın En Büyük Köyü Gaziantep'e hoş geldiniz
Cemil ÖZDAŞ 15.08.2026 13:25:34
Dünyaca ünlü baklavamız, kebabımız, fıstığımız var. Sanayimiz var, ticaretimiz var, büyüyen nüfusumuz var. Bir de bütün bunlara rağmen hâlâ tam olarak çözemediğimiz küçük (!) bir meselemiz var: şehir olabilmek.
Çünkü Gaziantep bazen dünyanın en büyük köyü gibi…
Bir gün elektrik yok. Ertesi gün su yok. Bir başka gün doğal gaz kesiliyor. Tam, “Neyse, bugün bari yolumuz açık.” diye seviniyorsunuz; bu kez karşınıza bir kazı çıkıyor. Yol kapalı.
“Sen nerede oturuyorsun?”
“Şehitkamil’de.”
“Ooo, orası hep öyle sorunlu.”
“Şahinbey’deyim.”
“Orası çok gitmiyor.”
“Şehitkamil’in neresi?”
“Çıksorut, Ünaldı, Şirinevler, Seyrantepe…”
“Ha, o aralar daha beter.”
Vatandaşlar birbirleriyle böyle konuşuyor.
Ama bir dakika…
Bu Şehitkamil, Türkiye’de birçok ilden daha büyük değil mi?
Olsun.
“Ne kazılıyor?” diye soruyorsunuz.
“Altyapı.”
“Ne altyapısı?”
O noktada cevap değişiyor ama sonuç değişmiyor:
Yol yine kapalı.
Üstelik Gaziantep’te yol kazmak, adeta mevsimlik bir tarım faaliyetine dönüşmüş durumda. Bir yer kapatılıyor, vatandaş başka bir yola yönlendiriliyor. O yol da kazılmışsa şaşırmayın. Çünkü şehirde bazen yolların altında asfalt değil, adeta sonsuz bir altyapı macerası var.
Sonra bir gün gökyüzünden birkaç damla yağmur geliyor.
Ve Gaziantep başka bir kimliğe bürünüyor:
Venedik.
Kaldırımlar dere, caddeler göl, alt geçitler yüzme havuzu…
Şehir sakinleri ise meteoroloji uzmanı edasıyla birbirine soruyor:
“Yağmur kaç dakika yağdı?”
“Beş dakika.”
“Peki, nasıl bu kadar su birikti?”
İşte o soru, Gaziantep’in şehircilik sınavındaki klasik sorusudur. Cevabı ise yıllardır bulunamamıştır.
Ama Gaziantep’in şehircilik sınavı yalnızca altyapıyla sınırlı değil. Bir de “komşuluk ve toplumsal yaşam” dersimiz var.
Mesela gecenin bir yarısı…
Saat olmuş 01.30.
Normal bir şehir sakini ne yapar?
Uyur.
Gaziantep’te ise bazı kültürlü komşularımız gece yarısını adeta açık hava sohbet programına çeviriyor. Bağırarak konuşuyorlar, kahkahalar havada uçuşuyor.
Siz de yatağınızda düşünmeye başlıyorsunuz:
“Acaba evde hasta mı var?”
“Mesaisinden gelip yatmaya çalışan biri var mı?”
“Evde bebek mi var?”
“Yoksa bu insanlar yarın sabah işe gitmeyecek mi?”
Sorular bitmiyor.
Çünkü bazı vatandaşlarımız için gece, sessizlik zamanı değil; apartman genel kurulunun gayriresmî toplantı saati.
Bir de gece son ses müzikle araç kullananlar var.
Camlar açık.
Müzik son ses.
Bas öyle vuruyor ki evin içinde deprem tatbikatı yapılıyor sanırsınız.
Sürücü ise son derece huzurlu.
Çünkü belli ki onun müziği sadece kendisine değil, bütün mahalleye dinletilmek üzere hazırlanmış.
Yetmezmiş gibi bir de motosikletlerimiz var.
Egzozu çıkarılmış, sesi abartılmış motosikletlerle gecenin sessizliğini yararak geçen genç arkadaşlarımız…
Motosiklet uzaklaşırken ses bir süre daha yaşamaya devam ediyor.
Sanki motosiklet gitmiş ama egzoz mahallede kalmış.
Özellikle gecenin bir yarısı o sesi duyduğunuzda insan ister istemez düşünüyor:
“Bu arkadaş nereye gidiyor?”
“Niye bu kadar hızlı?”
“Ve en önemlisi, neden bütün mahalle onun nereye gittiğini bilmek zorunda?”
Şehir hayatı biraz da başkasının yaşam hakkına saygı göstermektir.
Gece yarısı bağırarak konuşmamak, son ses müzik açmamak, egzozla bütün mahalleyi ayağa kaldırmamak, trafikte başkasının hayatını tehlikeye atmamak…
Bunlar lüks değil.
Bunlar şehirli olmanın en temel kuralları.
Elbette büyükşehir olmak kolay değil. Nüfus artıyor, trafik artıyor, ihtiyaçlar artıyor. Altyapının yenilenmesi gerekiyor. Kazı da yapılacak, yol da kapanacak, zaman zaman elektrik ve su kesintileri de yaşanabilir.
Ama mesele bunların hiç yaşanmaması değil.
Mesele, bunların bir şehir planlamasının parçası mı, yoksa vatandaşın günlük hayatının doğal kaderi mi olduğudur.
Aynı şekilde mesele yalnızca belediyeden hizmet beklemek de değil.
Vatandaşın da şehir kültürüne katkısı olmak zorunda.
Çünkü modern şehirlerde insan, “Bugün hangi hizmet kesilecek?” diye güne başlamamalı.
“Bugün hangi yol kazılacak?” diye navigasyon açmamalı.
“Bu gece hangi komşu bağırarak sohbet edecek?” diye uyku planı yapmamalı.
“Acaba bu gece hangi motosiklet mahalleyi inletir?” diye pencereleri kapatıp beklememeli.
“Yağmur yağacak mı?” sorusundan önce “Yağarsa şehir ayakta kalacak mı?” diye düşünmemeli.
Gaziantep büyüyor.
Ama şehir büyürken hizmet kalitesi aynı hızda büyümüyorsa ortaya garip bir tablo çıkıyor:
Gökdelenler yükseliyor, yollar çöküyor.
Sanayi büyüyor, altyapı tökezliyor.
Şehir modernleşiyor, günlük hayat hâlâ mahalle arası sabır sınavına dönüşüyor.
Üstelik bir yandan da herkes birbirinin hayatına ses, gürültü ve hoyratlıkla ortak oluyor.
Belki de Gaziantep’in artık yeni bir sloganı olmalı:
“Dünyanın en büyük köyü: Her gün yeni bir macera.”
Bugün elektrik var, su yok.
Yarın su var, doğal gaz yok.
Öbür gün hepsi var ama yol yok.
Yağmur yağarsa zaten hiçbir şey belli değil.
Gece olunca bazı komşularımız hâlâ gündüz sanıp bağırarak konuşuyor.
Birileri arabasının müziğini bütün mahalleye dinletiyor.
Bir başkası motosikletinin egzozunu susturmak yerine daha da bağırtıyor.
Ama olsun…
Gaziantep büyükşehir.
Hatta o kadar büyükşehir ki bazen hangi tarafının şehir, hangi tarafının köy olduğunu bulmak için bile kazı çalışması gerekiyor.
Trafik ve ulaşım meselesine hiç girmeyelim.
Sonra çıkmak zor olur.

%20kopya.jpg)
.jpg)

.jpg)









