Maşita Sultan’ın sessiz şehadeti
Mustafa ÖZLÜ 18.08.2026 11:34:52
Miraçta Güzel Kokunun Sahibi, Kıyamete Kadar Tanınan Bir İman
“Kim Allah’a dayanıp güvenirse, O ona yeter.” (Talâk, 65/3)
“Miraca çıktığım gece güzel bir koku aldım… Bu, Firavun’un kızının berberi olan kadının ve çocuklarının kokusudur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/30-31)
Her şey bir kelimeyle başladı: Bismillah. Fakat o kelime yalnızca bir başlangıç değildi; bir kalbin neyle dolu olduğunu gösteren bir işaretti. Maşita, Firavun’un sarayında yaşayan ve dikkatli olması gereken bir kadındı. Buna rağmen Allah’ı anmak onun için yalnızca ibadet zamanlarına ait değildi; hayatının tabii bir parçasıydı. Tarağı elinden düştüğünde eğilip onu almak istedi ve dilinden gayriihtiyari “Bismillah” sözü döküldü. Çünkü insan, en hazırlıksız anında bile kalbinde ne varsa onu dışarıya taşır. İnsan, en hazırlıksız anında neyle doluysa onu söyler.
Bu küçük kelime büyük bir imtihanın kapısını açtı. “Babamı mı kastettin?” sorusuna verdiği cevap, artık geri dönüşü olmayan bir yolun ilanıydı: “Hayır. Benim de senin de Rabbin Allah’tır.” Bu sadece bir cevap değil, tevhidin ilanıydı. Maşita sarayın içindeydi ama saray onun kalbine hükmedemiyordu. Zalim bir hükümdarın yanında bulunuyordu fakat onun Rabbine teslim olmuyordu. Burada bize önemli bir hakikat öğretiliyor: İnsanın bulunduğu yer, imanının yönünü belirlemek zorunda değildir. Kalbin yönü sağlam olursa insan zulmün ortasında bile Allah’a bağlı kalabilir.
Sonra tehdit başladı. Baskı arttı ve imtihanın en ağır tarafı ortaya çıktı: evlatları. Bir annenin gözleri önünde çocuklarının ateşe atılması, insanın yaşayabileceği en ağır acılardan biridir. Maşita’nın imanı, anneliğini ortadan kaldırmadı; aksine acısını daha da gerçek hâle getirdi. O çocuklarını seviyordu ve onlardan ayrılmak istemiyordu. Fakat Allah’a imanını onların hayatı karşılığında terk etmeyi de kabul etmedi. İşte burada iman ile fedakârlığın gerçek anlamı ortaya çıkıyor: İman, acının hiç yaşanmaması değil; acının içinde bile Allah’tan vazgeçmemektir.
Tam insanın dayanma gücünün tükendiği yerde ilahi yardım geldi. Henüz konuşma çağında olmayan bir bebeğin dile gelerek annesine sabretmesini ve hak üzere olduğunu söylemesi, Allah’ın kulunu en zor anında yalnız bırakmayacağını gösterdi. Maşita yalnız değildi. O anda yeryüzünde onu kurtaracak kimse bulunmasa da Allah’ın yardımı onunla beraberdi. Bazen yardım, beklediğimiz insanlardan gelmez; hiç ummadığımız bir kapıdan gelir. Bazen Allah acıyı kaldırmaz; fakat o acıyı taşıyacak gücü verir.
Sonunda Maşita’nın son isteği de bir annenin yüreğini gösteriyordu: “Kemiklerimizi birlikte defnedin.” Bu cümlede şefkat de vardı, teslimiyet de… Evlatlarına duyduğu sevgi, şehadet yolunda onunla birlikte yürüdü. O, çocuklarını Allah’a emanet ederek yürüdü. Böylece bir anne, hem anneliğin en ağır acısını hem de imanın en yüksek teslimiyetini aynı anda yaşadı. Allah yolunda sabretmek, duygusuzlaşmak değil; bütün duygularına rağmen Allah’a bağlı kalabilmektir.
Dünyanın haberi olmadı. Yaşadığı acılar duyulmadı, verdiği mücadele alkışlanmadı. Fakat Allah onun sessiz fedakârlığını unutmadı. Hz. Peygamber’e onun ve çocuklarının güzel kokusunun ulaştırılması, insanlara görünmeyen bir fedakârlığın Allah katında nasıl büyük bir değere sahip olduğunu gösterdi. İnsanların görmediği hiçbir sabır Allah’ın ilminden gizli değildir. Dünyada sessiz kalan bir hayat, Allah katında çok büyük bir iz bırakabilir.
Peki bugün bizim hayatımızdaki Bismillah ne kadar gerçek? Sofraya otururken söylediğimiz bir kelime mi, yoksa bütün hayatımızın yönünü belirleyen bir bilinç mi? Bir işe başlarken Allah’ın adını anıyoruz; peki o işin içinde Allah’ın razı olmayacağı bir şey varsa yine de devam ediyor muyuz? Maşita’nın “Bismillah”ı sadece dilinde bulunan bir kelime değildi; gerektiğinde bedel ödemeye hazır bir imanın işaretiydi. Bizim “Bismillah”ımız da hayatımıza yansımıyorsa, belki kelimeyi değil, önce kalbimizi yeniden doldurmamız gerekiyor.
Çünkü iman yalnızca inanmak değildir; gerektiğinde inandığın hakikat uğruna bedel ödemeyi göze almaktır. Sabır, acının yokluğu değildir; acıya rağmen Allah’a bağlı kalmaktır. Tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değil; elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakabilmektir. Maşita’nın hayatı bize bunları tek bir çizgide gösteriyor: Bismillah ile başlayan bir iman, tevhidle güçlenmiş, sabırla imtihan edilmiş ve şehadetle tamamlanmıştır.
Firavunlar hep olacak. Zulüm, baskı ve hakikati susturma çabası farklı şekillerde karşımıza çıkacak. Fakat tarihte asıl izi bırakanlar, sarayların sahipleri değil; sarayların içinde bile Allah’a bağlılığını koruyan Maşita gibi sessiz ama sarsılmaz iman sahipleri olacaktır. Çünkü Allah katında değerli olan, insanların seni ne kadar gördüğü değil, senin O’nu ne kadar gördüğün ve O’nun için neyi göze aldığındır. Asıl soru şudur: Bizim hayatımızda “Bismillah” sadece bir söz mü, yoksa gerektiğinde bedel ödemeyi göze aldığımız bir hayat mı?

%20kopya.jpg)
.jpg)

.jpg)









