İŞLENEN HERBİR GÜNAH KIYAMETE KAPI ARALAMAKTIR
Prof.Dr. Hüseyin ÇELİK 04.09.2026 14:32:52
Allah (cc) yarattığı her varlığa bir ecel takdir ettiği için her varlık eceliyle birlikte yaratılır. Kendilerine verilen bu ecel son bulduktan sonra da yok olur, ölürler
İçerisinde yaşadığımız dünyanın ve diğer gezegenlerin de bir eceli vardır. Bu ecele KIYAMET denir. Eceli yaklaşan insanın hastalanması gibi dünya da eceli yaklaştıkça hastalanır. Zaman geçtikçe bu hastalık ilerleyecek ve sonunda kıyamet denilen ölüm gerçekleşecektir. “O’nun zatından başka her şey yok olacaktır.”(Kasas: 88) ayet-i kerimesinde de buyrulduğu gibi kıyametle birlikte her şey yok olacak ve yeniden diriliş gerçekleşecektir.
Eceli yaklaşan insanın hasta olması, eceli yaklaştıkça hastalığının iyice artması ve sonunda ölmesi gibi dünyanın da eceli yaklaştıkça hastalanacak ve gittikçe bu hastalığı artacaktır. Yani düzeni bozulacak ve gittikçe dünya yaşanmaz hale gelmeye başlayacaktır. Belli bir noktadan sonra ise kıyamet dediğimiz hadise gerçekleşecektir.
Dünyanın yok olmasına sebep olabilecek şeylere “Kıyamet Alametleri” diyoruz. Bu alametler, büyük alametler ve küçük alametler olmak üzere iki kısma ayrılır. Ahlaksızlığın çoğalması, Zinanın açıktan işlenir hale gelmesi, emanetlerin ehli olmayan kimselere verilmesi, ölçü ve tartıda hilenin artması gibi fiiller küçük alamet kabul edilirken güneşin batıdan doğması, Yecüc ve Mecüc adında bozgunculuk yapan iki kavmin ortaya çıkması, Deccâl ve Dabbetü’-Arz gibi şeyler büyük alamet olarak zikredilir.
İnsanlar küçük alametlerden daha ziyade büyük alametleri önemsemektedirler. Küçük alametler pek dikkatlerini çekmezken büyük alametler daha fazla dikkatlerini çekmektedir. Oysaki insanlar açısından önemli olan küçük alametlerdir. Bizleri ilgilendiren ve bizim fiillerimizle doğrudan ilgili olanlar küçük alametlerdir.
Büyük alametler ile küçük alametler arasındaki en önemli fark; küçük alametlerin insan iradesine bağlı fiiller ile ilgili olmasıdır. İnsanın iradesi ile doğrudan bir ilişkisinin olmasıdır. Büyük alametlerde ise bu ilişki doğrudan kurulmamaktadır. Yine küçük alametler kıyametten çok önce ve geniş bir zaman dilimi içerisinde çıkarlarken büyük alametlerin daha sonra, kıyamete yakın bir zamanda ve bir anda ortaya çıkacak olmasıdır. “(O müşrikler, îmân etmek için) kendilerine ille de (ölüm) meleklerin(in) gelmesini veya Rabbinin (azâbının) gelmesini yâhut Rabbinin bazı (kıyâmet) alâmetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, daha önce îmân etmemiş veya îmânında bir hayır kazanmamış olan kimseye, (o gün) îmân etmesi fayda vermez. De ki: “(O alâmetleri) bekleyin, şübhesiz biz de bekleyenleriz!” (En’âm: 158) ayet-i kerimesinde ifade edildiği gibi büyük alametlerin bazıları ortaya çıktıktan sonra tevbe kapısı kapanacak ve o aşamadan sonra tevbe etmenin ve iman etmenin de bir faydası olmayacaktır.
İnsan filleri ile ilgili olduğundan dolayı bizi asıl ilgilendiren küçük alametlerdir. “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara ¬tattırıyor.” (Rûm: 41) ayet-i kerimesinde ifade edildiği gibi dünyadaki düzenin bozulması ile insanın filleri arasında doğrudan bir ilginin olduğu belirtilmektedir.
Küçük alametlerde dikkat çeken hususlardan birisi de ahlakın zayıflaması ve ahlaksızlığın yaygınlaşmasıdır. Ahlak kelimesi yaratma anlamına gelen halaka kelimesinden türemiştir. Yani insanın sahip olduğu ahlaki karakterler ona yaratılıştan verilmiştir. Allah (cc), her varlığı yaratırken bir takım özellikler yükleyerek yaratmıştır. İnsanın sahip olmuş olduğu ahlaki değerler de ona yaratılıştan verilmiştir. Önemli olan insanın kendisine verilen bu değerleri koruyabilmesi ve bunları devam ettirebilmesidir.
Ahlakın üç boyutu vardır. Allah’a karşı, topluma karşı ve insanın kendine karşı. Bir davranışın ahlaki bir davranış olup olmadığını belirlemek için bu üç boyutu da göz önünde bulundurmak gerekir. Onun için insanın önce kendisini yaratan Rabbine karşı ahlaklı olması gerekir. Bunun yolu ise Allah’ın kendisinden istediği ve gücünün yettiği her emri yerine getirmesi, O’nun yasakladığı şeylerden ise uzak durmasıdır. “Onun (Hz. Peygamber) Ahlakı Kur’an’dı” (Ebu Davud, Tatavvu: 26) derken de Kur’an’da emredilen ve nehyedilen davranışların tamamını içerisine almaktaydı. Ahlaklı insan denildiğinde sadece insanlara karşı dürüst davranan insanlar anlaşılmamalıdır. Bu ahlakın sadece bir boyutudur.
Ahlakı bu üç çerçevede ele aldığımızda kıyametin küçük alametlerinin tamamının insanın fiilleri ile ilişkili olduğunu görürüz. Zinanın çoğalması, emanet duygusunun zayıflaması, ölçü ve tartıda hilenin artması gibi hepsi insan kaynaklı sebeplerdir.
İnsan işlemiş olduğu günahlar ile bir taraftan kendisini kirletirken diğer taraftan da içerisinde yaşadığı toplumu ve üzerinde yaşadığı dünyayı kirletmektedir. Bu kirletmenin dozajı arttıkça toplumdaki bozulmuşluk oranı artmakta ve içerisinde yaşadığımız dünya yaşanmaz hale gelmektedir. Bu bozulmuşluk sonu kıyamete kadar uzanmaktadır. İşlenen her bir günah dünyanın düzeninden bir tuğlanın koparılarak onun yıkıma hazırlanmasıdır.
İnsanın işlemiş olduğu günahın sadece insana zararı olmadığı gibi sadece onu da ilgilendirmez. Mutlaka çevresine ve yaşadığı dünyaya zararı dokunur. Onun için “benim işlediğim günah kimseyi ilgilendirmez” diyemez. Her ne kadar insan günahı tek başına işlemiş de olsa o günahın hem topluma hem de içerisinde yaşadığımız coğrafyaya zararı vardır. Ondan sadece kişinin kendisi değil, kendisi ile beraber içerisinde yaşadığı dünya ve o dünyanın içerisinde yaşayan canlılar da olumsuz manada etkilenmektedir. “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu” ayet-i kerimesinde de buyrulduğu gibi her varlık o günahtan olumsuz manada etkilenmektedir.
Hiçbir kimse hiçbir günahı işleyecek kadar özgür değildir. O hürriyete sahip değildir. Onun için yaptığı her günahtan hesaba çekilecek ve onun hesabını verecektir. Küçük olsun büyük olsun işlenen her bir günah kıyamete bir kapı aralamaktadır.

%20kopya.jpg)
.jpg)

.jpg)









