Öcalan’ın Türkiye İçin Geciken Hizmeti
Ahmet YILDIRIM 2026-10-08T10:57
Yıl 1999…
Abdullah Öcalan’ın, Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirildiğinde uçakta söylediği ifade bugün yeniden hatırlanmaya değer:
“Türkiye bana bir şans daha verirse, Türkiye’ye hizmet etmeye hazırım.”
Bu sözün ne kadar samimi olduğunu, bu düşüncenin ne zamandan beri kafasında bulunduğunu elbette bilemeyiz. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda asıl sorulması gereken soru şudur:
Eğer Öcalan gerçekten Türkiye’ye hizmet etmek istediyse o hizmet neydi nasıl bir hizmet yapacaktı? İkincisi Türkiye neden bugüne kadar bu ihtimali ciddi biçimde değerlendirmedi?
Elbette burada geçmişi unutmak, yaşanan acıları görmezden gelmek veya PKK’nın silahlı eylemlerini meşrulaştırmak söz konusu değildir. Tam tersine, Türkiye’nin bu meseleyi konuşurken hem geçmişin hesabını hem de geleceğin siyasetini aynı anda görebilmesi gerekir.
PKK, 1970’lerin sonunda ortaya çıkan ve uzun yıllar boyunca Türkiye’nin güvenlik sorunlarının merkezinde yer alan silahlı bir örgüttür. Örgütün eylemleri sonucunda binlerce insan hayatını kaybetmiş, Türkiye büyük bir toplumsal ve ekonomik bedel ödemiştir. Kürdistan'da yüzlerce köyün boşaltılması, insanların yerlerinden edilmesi, ailelerin göç etmek zorunda kalması ve bölgede oluşan korku iklimi de bu çatışmanın ağır sonuçları arasında yer almıştır.
Üstelik bütün bunlar “Kürt halkının özgürlüğü” ve “Kürdistan” ve Kürt ulus devleti söylemi üzerinden yürütülmüştür.
Kürtlerin ayrı bir ulus devlete sahip olması…
Sınırları belli, bayrağı belli bir devlet kurulması…
Ve bu siyasi projenin merkezinde Abdullah Öcalan’ın bulunması.
Örgütün propaganda dili uzun yıllar boyunca bu hedef etrafında şekillendi. Gençler bu ideal uğruna örgüte katılmaya çağrıldı. Kimi gönüllü olarak katıldı, kimi ise baskı, tehdit ve korku ortamının etkisiyle örgütün saflarında yer aldı.
Fakat bugün gelinen noktaya baktığımızda, Öcalan’ın, başlangıçtaki ulus-devlet paradigmasından vazgeçerek farklı bir siyasal çerçeve ortaya koymaktadır.
Şimdi ise Öcalan’ın geçmişte savunduğu fikrinin tümünü çöpe attığını, bunların geçmişte savunduğu yanlışlardan ibaret olduğunu savunuyor. Yeni paradigması ise komünal yaşam ve mahalli yönetim, demokratik konfederalizm, devletsiz demokrasi anlayışı, kadınların toplumsal ve siyasal yaşamdaki rolü ve ekoloji merkezli bir toplum anlayışı.
Tam da burada ciddi bir tutarsızlık ortaya çıkıyor.
Bu tutarsızlık gerçekten samimi bir siyasi dönüşüm mü, yoksa şartların zorlamasıyla ortaya çıkmış yeni bir strateji mi?
Bunun cevabını kamuoyuna açıkça ifade etmesi gerekir.
Ancak bir başka gerçek daha var. İnsanlar soruyorlar acaba Öcalan evrim mi geçirdi? Bu da bir ihtimaldir ve mümkündür. Zaten Öcalan evrim teorisine inanan biridir. Şayet varsa böyle bir değişim onu da açık bir şekilde kamuoyuna deklare etmelidir.
Öcalan’ın yıllardır savunduğu yeni siyasi çizginin, Türkiye açısından tamamen görmezden gelinmesi de mümkün değildir. Çünkü bugün gelinen noktada silahlı mücadelenin sona erdirilmesi ve örgütün feshi gibi gelişmeler, Türkiye’nin önüne geçmişten çok farklı bir siyasi tablo koymaktadır.
Öcalan’ın yıllar önce söylediği “Türkiye’ye hizmet etmeye hazırım” sözü de bu nedenle yeniden tartışılmalıdır. Bu konuda samimi olup olmadığını varsa böyle bir düşüncesi
Bu fikrin ne zamandan beri kendisinde tezahür ettiğini söylemesi lazım.
Dolayısıyla şimdi söylediği bir çok şey izaha muhtaç şeylerdir.
Elbette burada çok önemli bir sınır vardır: Bir örgütün silah bırakması, geçmişte yaşanan ölümleri ve acıları ortadan kaldırmaz.
Silahların susması, geçmişin unutulması anlamına gelmez.
Ama silahların susması aynı zamanda yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.
Türkiye’nin önündeki mesele de tam olarak budur.
Eğer Öcalan gerçekten örgütün silahlı mücadele anlayışından vazgeçerek yeni bir dönemin kurulmasına katkı sunabilecekse, bunun karşılığında ne alacak ya da bunun karşılığında ne verecek. Bu sadece bir statü belirlenmesi mi yoksa hizmetkar olarak mı görev alacak? Nedir o görevi? Ya da statüsünün ne olacağını kamuoyunun bilmesi gerekiyor.
Ve belki de en önemlisi: Öcalan’ın bundan sonraki rolü ne olacak?
Çünkü meselenin bir başka boyutu daha var.
Bir siyasi aktörün yeniden sahneye çıkması, yalnızca onun söyledikleriyle değil, kendisine verilecek statü ve göreviyle ilgilidir. Öcalan açısından bakıldığında örgütün silahlı mücadeleden vazgeçmesi ve kendisinin yeni dönemde belirli bir siyasi rol üstlenmesi önemli bir sonuç olacaktır. Özgürlüğü meselesi ise bunun çok daha ötesinde, ayrıca tartışılması gereken bir konudur.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, geçmişi unutmadan geleceği sadece söylemlere ve şahıslara kurban etmeden hareket etmesidir.
Öcalan’ın gerçekten Türkiye’ye hizmet etmek isteyip istemediğini ise artık sözlerden çok eylemler gösterecektir.
Çünkü siyasette sözün değeri, eylem ve pratik ile ortaya çıkar.
Eğer gerçekten Türkiye’ye hizmet etmek istiyorsa bunun ölçüsü bellidir:
Silahların tamamen devre dışı kalması, örgütsel yapının sona ermesi, şiddetin kesin olarak reddedilmesi ve bunun ötesindeki her şey tartışılabilir bir zeminin olmasıdır.
Türkiye, geçmişte yaşadığı acıları unutacak kadar saf olmadığı gibi, geleceğin mümkün olduğu bir kapıyı sonsuza kadar açacak kadar da saf olmamalı.
Belki de bugün asıl tartışılması gereken, Öcalan’ın Türkiye’ye hizmet edip etmeyeceğinden daha büyük bir sorudur:
Türkiye, Öcalan’ın geçmişte kurduğu örgütle başlayan çatışma tarihini, yine Öcalan’ın bugün savunduğu yeni siyasal çizgi üzerinden gerçekten sona erdirebilir mi?
Cevabı zaman gösterecek.
Ama artık insanlar söz değil, Öcalan’ın hizmetini görmek istiyorlar. Allah'a emanet olunuz.

.jpg)

.jpg)








