BM KÜRSÜSÜ BİR DÜNYA KÜRSÜSÜ MÜ, GÜÇLÜLERİN SAHNESİ Mİ?


 Ahmet YILDIRIM    2026-10-08T10:58  



Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumu New York’ta toplandı. Dünyanın dört bir yanından devlet başkanları ve hükümet temsilcileri, insanlığın ortak sorunlarını konuşmak üzere aynı salonda bir araya geldi.
Ne var ki daha ilk günlerde, insanın aklına şu soru geldi:
Burası gerçekten dünyanın ortak kürsüsü mü, yoksa güçlü devletlerin gövde gösterisi yaptığı bir sahne mi?
Kürsüye çıkan ABD Başkanı Donald Trump’ın konuşması bu soruyu yeniden gündeme taşıdı.
Trump, konuşmasında İran’a yönelik son derece sert tehditlerde bulundu; bir anlaşmaya varılmaması hâlinde İran’ı “yok edebileceği” yönünde mesaj verdi. Bununla da yetinmedi; ABD’nin bölgesel ve küresel gücünü öne çıkaran, başka ülkelere de sert mesajlar veren bir üslup kullandı.
İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor.
Birleşmiş Milletler kürsüsü tehdit kürsüsü değildir.
O kürsü, dünyanın en güçlü ülkesinin diğer ülkelere parmak salladığı bir yer olmamalıdır.
O kürsü, “Ben güçlüyüm, benim dediğim olur.” anlayışının sergilendiği bir meydan hiç olmamalıdır.
Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımından sonra dünyaya bir daha aynı acıların yaşanmaması umuduyla kuruldu. Amaç; uluslararası barışı ve güvenliği korumak, savaşları önlemek, uluslararası hukuku geliştirmek ve insan haklarını savunmaktı.
Bugün geldiğimiz noktada ise insan sormadan edemiyor:
Dünyaya barış vermek için kurulan bu kurum, neden hâlâ savaşların gölgesinden kurtulamıyor?
Neden dünyanın güçlüleri konuşuyor, zayıflar dinliyor?
Neden bazı ülkelerin yaptığı yanlışlar bütün dünyanın meselesi hâline gelirken, güçlü devletlerin yaptıkları karşısında uluslararası hukuk çoğu zaman sessiz kalıyor?
Neden Birleşmiş Milletler’in karar mekanizması hâlâ beş daimi üyenin veto yetkisinin gölgesinde?
Bunlar cevap bekleyen sorulardır.
Bugün Birleşmiş Milletler’in en büyük problemi yalnızca aldığı kararların uygulanmaması değildir. Daha büyük problem, dünyanın önemli bir bölümünde bu kurumun adalet dağıtma kapasitesine olan güven yoksunluğudur.
Çünkü adalet, güçlüye başka; güçsüze başka uygulanıyorsa, orada adaletten söz etmek zorlaşır.
Trump’ın konuşmasında dikkat çeken yalnızca İran’a yönelik tehditler de değildi. ABD’nin Venezuela, Küba, Meksika ve Batı Yarımküre’ye ilişkin politikaları ve askerî gücü konusunda da sert mesajlar verildi. Ama neden yıllardır israil’in Filistin’e uyguladığı zulmü hiç gündeme getirmedi? İnsanın aklına şu geliyor. Acaba Donald Trump'ın İsrail'e ödenmesi gereken bir diyeti mi var? Bence bir değil, israil'e birden fazla var diyeti. Bu konu ayrı bir tartışma konusu.
Peki, bütün bunlar Birleşmiş Milletler’in kuruluş ruhuyla ne kadar bağdaşıyor?
İnsanlığın bugün ihtiyacı olan şey daha fazla tehdit değil.
Daha fazla savaş değil.
Daha fazla silah değil.
Daha fazla işgal hiç değil.
Dünyanın ihtiyacı barıştır.
Ama barış, yalnızca kürsülerde “barış” kelimesini kullanmakla gelmez. Barış; güçlü olanın hukukla sınırlandırılması, güçsüz olanın da hukuk tarafından korunmasıyla mümkün olur.
Bu nedenle Birleşmiş Milletler kürsüsüne çıkan her liderin önce kendisine şu soruyu sorması gerekir:
“Ben bugün burada kendi ülkemin çıkarlarını mı savunuyorum, yoksa insanlığın ortak geleceğine gerçekten katkı mı sunuyorum?”
Çünkü o kürsüye çıkan herkes yalnızca kendi ülkesinin lideri değildir. O anda bütün dünyanın gözleri önündedir.
Ve insan, bazen söylediği sözlerden çok, hangi değerleri savunduğunu ve hangi değerleri görmezden geldiğini göstererek kendisini ele verir.
Gönül isterdi ki Birleşmiş Milletler kürsüsünde ABD’nin ve israil’in politikalarının bölgeye ve dünyaya verdiği zararlar açıkça konuşulsun.
Ama aynı zamanda İran’ın, Rusya’nın, Çin’in veya başka herhangi bir devletin uluslararası hukuka aykırı olduğu iddia edilen uygulamaları da aynı ölçüde açık biçimde tartışılsın.
Çünkü mesele Amerika karşıtlığı veya israil karşıtlığı değildir.
Mesele İran yanlılığı veya başka bir devletin tarafını tutmak da değildir.
Mesele hakkın ve insanlığın yanında durmaktır.
Bir devlet güçlü olduğu için hukukun üstünde olamaz.
Bir devlet zayıf olduğu için de hukukun korumasından mahrum bırakılamaz.
İnsanlığın aradığı düzen tam olarak budur.
Bugün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na baktığımızda bir gerçek hâlâ değişmiyor:
Dünyanın bütün sorunlarını çözmeye yetmese bile, devletlerin birbirlerine mesaj verebildiği en önemli ortak kürsülerden biri hâlâ burasıdır.
İşte bu nedenle o kürsünün değeri küçümsenmemelidir.
Ancak o kürsünün gerçek anlamına kavuşabilmesi için güçlünün değil, hakkın sesi yükselmelidir.
Birleşmiş Milletler, birkaç güçlü devletin çıkarlarının kulübü görüntüsünden kurtarılmalıdır.
Dünya artık yeni bir anlayışa ihtiyaç duyuyor.
Savaşların olmadığı…
İşgalin olmadığı…
Çocukların bombalar altında ölmediği…
Milyonlarca insanın evini terk etmek zorunda kalmadığı…
Yoksulluğun kader olarak görülmediği…
Devletlerin birbirlerini tehdit etmek yerine masaya oturduğu…
Uluslararası hukukun güçlüye de güçsüze de aynı şekilde uygulandığı bir dünya.
Asıl mesele budur.
Ve artık Birleşmiş Milletler’in önünde tarihi bir tercih duruyor:
Ya güçlülerin birbirine üstünlük kurmaya çalıştığı bir diplomasi sahnesi olarak kalacak,
ya da kuruluşundaki temel ideale dönerek insanlığın ortak vicdanının kürsüsü olacaktır.
Çünkü dünya liderlerinin kürsüde ne kadar güçlü göründüğü değil, dünyayı ne kadar barışçıl hâle getirebildikleri önemlidir.
İnsanlığın geleceği için artık şovlara değil, samimiyete;
tehditlere değil, diplomasiye;
savaşlara değil, barışa;
güç gösterisine değil, adalete ihtiyaç var.
Ve belki de Birleşmiş Milletler’in 81. Genel Kurulu’ndan geriye kalması gereken en önemli soru şudur:

Bu kürsü gerçekten insanlığın kürsüsü olacak mı, yoksa güçlülerin kendi çöplüğünde öttüğü bir sahne olarak mı kalacak?
Burada bir parantez açmak istiyorum. Türkiye cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan defalarca ayını kürsüde birleşmiş Milletler’in mevcut durumuyla ilgili eksik ve yetersiz durumunu dile getirmiş; “dünya beşten büyüktür” sözünü o kürsüde dünyaya karşı bu hakikati dillendirmiştir. Bu konuda bir hakkı da teslim etmek lazım. Allah'a emanet olunuz.