Hakikate çağıran hikmetle çağırmalı
Mustafa ÖZLÜ 2026-10-20T10:16
"“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadele et." (Nahl Suresi 125) Bu ayeti, hakikate çağırmanın yalnızca ne anlattığımızla değil, nasıl anlattığımızla da ilgili olduğunu gösterir. Allah Teâlâ, insanları kendi yoluna hikmetle, güzel öğütle ve en güzel mücadele yöntemiyle çağırmamızı emreder. Çünkü davet, yalnızca doğruyu söylemekten ibaret değildir; doğruyu insanlara ulaştırmanın sorumluluğunu da taşır.
Peki, elimizde bu kadar imkân varken neden beklediğimiz karşılığı alamıyoruz? Camilerimiz, din görevlilerimiz, cemaatlerimiz ve dinî hizmetlerimiz var. İnsanlara İslam’ı anlatmak için pek çok imkâna sahibiz. Ancak bütün bu imkânların toplumda arzu ettiğimiz karşılığı bulup bulmadığını da düşünmeliyiz. Acaba gayret gösterirken bazı önemli noktaları mı gözden kaçırıyoruz? Belki de sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışırken, insanlara nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda hikmetin gereğini yeterince gözetemiyoruz. Öyleyse yalnızca ne kadar çalıştığımızı değil, nasıl çalıştığımızı da sorgulamalıyız.
Elbette toplumun dinî hayatını etkileyen birçok sebep vardır. Her sorunu yalnızca davet yöntemine bağlamak doğru olmaz. Ancak kendi sorumluluğumuzu sorgulamadan da yol alamayız. Bazen doğruyu anlatıyor fakat muhatabımızı anlamıyor, hakikati savunuyor fakat onu nasıl sunduğumuzu ihmal ediyor olabiliriz. Belki de asıl mesele, ne anlattığımız kadar nasıl anlattığımızdır.
Öncelikle kimin yoluna çağırdığımızı bilmeliyiz. Davet, insanları kendi şahsımıza, çevremize veya düşüncelerimize bağlamak için değil, Allah’ın yolunu tanımalarına vesile olmak için yapılır. Bazen farkında olmadan kendi çevremizin büyümesini başarı sayabiliriz. Oysa davetçinin başarısı, kendisine bağlı insanların çoğalması değil, insanların Allah’a yönelmesine vesile olmasıdır. Önemli olan insanların kimin etrafında toplandığı değil, kimin yoluna yöneldiğidir.
Bunun yolu hikmetli ve güzel öğütlü bir anlatımdan geçer. Hikmet, doğruyu doğru zamanda, muhatabın şartlarını gözeterek anlatabilmektir. Bir gencin sorusunu dinlemeden ona nasihat etmek, bir insanın yaşadığı sıkıntıyı anlamadan hüküm vermek, doğru bir sözü yanlış bir üslupla etkisiz hâle getirebilir. Namazın önemini anlatırken namaz kılmayan insanı aşağılamamak, yanlışları düzeltmeye çalışırken insanın onurunu korumak gerekir. Güzel öğüt, hakikatten taviz vermek değil, insanın hakikate yaklaşabileceği bir dil kullanmaktır.
Aynı sorumluluk dijital ortamda da geçerlidir. İnsanları küçümseyerek, alay ederek veya tartışmalarda susturmaya çalışarak hakikate yaklaştırdığımızı düşünmemeliyiz. Bir tartışmayı kazanmak, karşımızdaki insanın ikna olduğu anlamına gelmez. En güzel şekilde mücadele etmek; delille konuşmayı, soruları ciddiye almayı ve kararlı olurken ölçüyü korumayı gerektirir.
Öyleyse çözüm, yalnızca daha fazla konuşmak veya daha çok insana ulaşmak değildir. Önce kendi yöntemimizi gözden geçirmeli, insanları dinlemeyi öğrenmeli ve anlattıklarımızı hayatımızla desteklemeliyiz. Camilerimizde, ailelerimizde, eğitim çalışmalarımızda ve dijital mecralarda insanlara nasıl yaklaştığımızı sorgulamalıyız.
Çünkü davetin amacı tartışmalarda galip gelmek, kendi çevremizi büyütmek veya insanları kendimize bağlamak değildir. Asıl amaç, onların Allah’ın yolunu tanımalarına vesile olmaktır. Hakikate çağıran, insanları kendisine değil Rabbine yönlendirmelidir. Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla konuşmadan önce nasıl konuştuğumuzu ve insanları gerçekten nereye çağırdığımızı yeniden düşünmektir.

.jpg)

.jpg)








