Allah’ı unutmanın en büyük cezası unutulmak
Mustafa ÖZLÜ 2026-10-26T16:22
“Allah’ı unutup da, Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın; onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.” Haşr Suresi, 19. ayet
İnsan bazen hayatın içinde kaybolur da bunun farkına bile varmaz. İşler, sorumluluklar, hedefler ve bitmeyen koşuşturmalar arasında kendince dolu bir hayat yaşadığını düşünür. Sabah başlar, akşam biter; yapılacak işler hiç eksilmez. Fakat bütün bu yoğunluğun içinde insanın kendisine sorması gereken önemli bir soru vardır: Ben bütün bunların arasında Rabbimi ne kadar hatırlıyorum, kendimi ne kadar tanıyorum ve nereye doğru yürüyorum?
Bu ayet, insanı tam da bu noktada uyarır. Allah’ı unutmak, yalnızca dilde zikri terk etmek değildir. O’nu hayatın dışında bırakmak, kararlarımızda emirlerini göz ardı etmek, nimetlerini veren Rabbimize karşı sorumluluklarımızı unutmak da bu gafletin bir parçasıdır. Ayetin dikkat çektiği asıl tehlike ise insanın Allah’ı unutmasının ardından kendisini de unutmasıdır.
Peki, insan kendisini nasıl unutur? Kendisini unutan insan, neden yaratıldığını düşünmez. Dünyadaki hedeflerini büyütürken ahiretini ihmal edebilir. Kazanmayı bilir ama kazandığının hesabını vermeyi hatırlamaz. İnsanlara karşı sorumluluklarını yerine getirdiğini düşünürken kulluk sorumluluğunu geri plana atabilir. Zamanını doldurur fakat ömrünün nereye gittiğini sorgulamaz. Böylece hayatın içinde birçok şey elde ederken kendi hakikatinden uzaklaşabilir.
Bugün pek çok insanın dilinde aynı cümle var: “Zamanım yok!” İşe, ticarete, aileye ve günlük sorumluluklara yetişmeye çalışırken namaza, Kur’an okumaya, tefekküre ve kendisiyle baş başa kalmaya vakit bulamadığını söyler. Elbette insanın sorumlulukları vardır ve çalışmak da hayatın bir parçasıdır. Ancak asıl mesele, yoğun olmak değil; yoğunluğun kulluğumuzu unutturacak bir hâle gelmesidir.
Kişi “işim var” zanneder ama hakikatte Allah onu huzurdan mahrum bırakmıştır. Bunun adı huzura alınmamaktır. Çünkü insan bazen dünya işlerini yetiştirmek için bütün vaktini harcar da kendisini bekleyen ebedî hayat için hazırlık yapmayı ihmal eder. Nimetleri çoğalır ama şükrü azalır; imkânları artar ama kanaati zayıflar. Dışarıdan bakıldığında dolu görünen hayatı, manevî bakımdan giderek boşalabilir.
Burada önemli bir ayrım vardır: Her sıkıntıyı, her huzursuzluğu veya yoğunluğu Allah’ın kişiye verdiği özel bir ceza olarak yorumlayamayız. Fakat ayet bize açıkça gösterir ki Allah’ı unutmak, insanın kendi hakikatine yabancılaşmasına ve hidayet yolundan uzaklaşmasına neden olan ciddi bir tehlikedir.
Peki, bu unutulmuşluktan kurtuluşun yolu nedir? “Beni anın ki Ben de sizi anayım…” Bakara Suresi, 152. ayet
Kur’an, unutmanın karşısına hatırlamayı koyar. Allah’ı anmak, yalnızca dilimizle zikir çekmek değil; hayatımızın her alanında O’nun rızasını gözetmektir. Ticaret yaparken dürüstlüğü, konuşurken doğruluğu, ailemizle ilgilenirken merhameti, karar verirken helal ve haram ölçüsünü hatırlamaktır.
İnsan Rabbini hatırladıkça hayatını yeniden gözden geçirir. Neye öncelik verdiğini, ne uğruna zaman harcadığını ve hangi hedefe doğru yürüdüğünü sorgulamaya başlar. Böylece dünya işleri hayatının tamamı olmaktan çıkar; kulluğunun içinde anlam kazanan birer sorumluluğa dönüşür.
Unutmayalım: İnsan Allah’ı unuttuğunda yalnızca Rabbine karşı sorumluluklarını ihmal etme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaz; kendisini, yaratılış gayesini ve ahiretini de unutabilir. Rabbini hatırladığında ise kendisini yeniden hesaba çekme, yanlışlarından dönme ve hayatına doğru bir yön verme imkânı bulur.
Çünkü insanın en büyük kaybı, dünyada sahip olduklarını kaybetmesi değil; bütün bunların arasında neden yaşadığını unutmasıdır.

.jpg)

.jpg)








