Zalimden Merhamet Beklemek!


 Ahmet YILDIRIM    2026-11-03T09:04  



Asıl mesele, zalimin kim olacağı değil; bizim ne yaptığımızdır.
israil’de 27 Ekim 2026 tarihinde yapılan genel seçimlerin ardından gözler hükümetin nasıl kurulacağına çevrildi. 120 sandalyeli parlamentoda hükümet kurabilmek için en az 61 sandalyeye ihtiyaç var. Hiçbir siyasi blok tek başına bu çoğunluğa ulaşamayınca hükümetin kim tarafından kurulacağı, partiler arasındaki koalisyon görüşmelerine kaldı. Resmî sonuçların ise 4 Kasım’a kadar açıklanması bekleniyor. Benim açımdan kim kazanırsa kazansın. Onlara karşı tavrım ve beklentim hiç değişmez.
Ancak beni asıl düşündüren, israil’de hangi partinin iktidara geleceği değil; bu seçimlere ilişkin bazı Müslümanların yaptığı yorumlar ve taşıdığı beklentiler.
Çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bazı çevrelerde, belirli bir şahsın hükümeti kurmasının Müslümanlar açısından daha iyi olacağı yönünde değerlendirmeler yapılıyor. İnsan bu sözleri duyunca şaşırmadan edemiyor. Müslüman insan bu kadar basiretsiz olmamalı. Kendi çıkarları uğruna başkalarına zulmeden bir yönetimden, sırf başka bir yönetimden daha iyi olacağı umuduyla merhamet beklemek, dostunu da düşmanını da yeterince tanımamak demektir.
Zalimden merhamet beklemek, kendi sorumluluklarımızı unutmanın bir başka biçimidir.
Hatırlayalım; ABD’deki son başkanlık seçimleri öncesinde de bazı Müslüman kardeşlerimiz Donald Trump’ın Joe Biden’ın yerine seçilmesini istiyordu. Bu konuda kendileriyle birkaç kez ciddi tartışmalarımız oldu. Trump’ın seçilmesi hâlinde Müslümanlar ve İslam dünyası açısından daha iyi bir tablo ortaya çıkacağını düşünenler vardı.
Peki, sonuç ne oldu?
Trump’ın başkanlığı döneminde dünyada yaşanan gelişmelerin ve İslam coğrafyasındaki yıkımın bilançosunu burada bütün ayrıntılarıyla anlatmaya gerek yok. Gazze’de yaşananlar, hafızalarımızdan silinmeyecek kadar acı ve ibret vericidir. israil’in Gazze’de gerçekleştirdiği yıkıma, insanların yaşadığı acılara ve ortaya çıkan insani felakete hepimiz gözlerimizin önünde tanıklık ettik.
Elbette bütün bu gelişmeleri tek bir kişinin kararlarına bağlamak doğru olmaz. Ancak yaşananlar bize önemli bir gerçeği gösterdi: Başka ülkelerin liderlerinden, sırf bizim beklentilerimize uygun bir söylem kullandıkları için adalet ve merhamet beklemek büyük bir yanılgı olabilir.
Asıl üzücü olan ise bütün bunlardan yeterince ders çıkaramıyor oluşumuzdur.
Peki, bizim yapmamız gerekenler ne olacak?
İşte beni en çok düşündüren ve üzen mesele budur.
Müslüman toplumlar olarak daha fazla gayret göstermemiz, daha çok çalışmamız, daha samimi ve dürüst olmamız gerekiyor. Birbirimize daha fazla yardım etmeli, dayanışmamızı güçlendirmeli ve aramızdaki ayrılıkları azaltmalıyız. Vahdeti, yani birlik ve beraberliği sağlamak için çaba göstermeliyiz. Bilimde, eğitimde, ekonomide, teknolojide ve siyasette daha güçlü olmak için çalışmalıyız.
Dünyada söz sahibi olmak istiyorsak bunun yolu, başkalarının seçimlerinden medet ummak değil; kendi gücümüzü, birikimimizi ve dayanışmamızı artırmaktır.
Ne yazık ki çoğu zaman kendi sorumluluklarımızı yerine getirmek yerine gözümüzü başkalarının vereceği kararlara dikiyoruz. Bir zalimin gitmesini, başka bir zalimin gelmesini umut ediyor; bir yönetimin zayıflamasını, başarısız olmasını veya insafa gelmesini bekliyoruz.
Oysa başkalarının insafına kalmış bir toplumun geleceği, hiçbir zaman kendi ellerinde değildir.
Bir kez daha soralım: Biz ne yapıyoruz? Mazlumların yanında durmak, adalet için sesimizi yükseltmek, birbirimize destek olmak ve geleceğimizi inşa etmek için ne kadar çaba gösteriyoruz?
Bunları kendimize sormadan, başka ülkelerde kimin iktidara geleceğini tartışmanın ne anlamı var?
israil’de kim iktidara gelirse gelsin, hangi siyasi şahsiyet hükümeti kurarsa kursun, benim açımdan asıl mesele bu değildir. Beni ilgilendiren, zulmün karşısında adaletin nerede durduğu ve Müslüman toplumların bu tablo karşısında nasıl bir sorumluluk üstlendiğidir.
Benim itirazım, bir zalimin yerine başka bir zalimin gelmesine umut bağlayan anlayışadır. Çünkü adalet, zalimin kimliğine göre değişmez. Zulüm kimin elinden gelirse gelsin zulümdür.
Artık başkalarından merhamet beklemek yerine kendi sorumluluklarımızı yerine getirmeyi öğrenmeliyiz.
Unutmayalım: Biz kendi üzerimize düşeni yapmadığımız sürece, başkalarının insafına bel bağlamaya devam ederiz. Benim asıl üzüntüm de tam olarak budur. Allah'a emanet olunuz